Kayıtlar

Kasım, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

FÂNİ

Adem aşık mıydı Havvaya, Havva aşık mıydı ademe, yoksa herşeyi mecbur oldukları için mi yaşadılar? Aşk neymiş de kereme dağları deldirmiş, mecnuna çölleri mesken belletmiş; aşk neymiş de gözleri âma, cümleleri sağır eylemiş? Bana göre aşk muamma... Çünkü aşık olan insan konuşmaz, görmez, istemez, yemez, içmez. Ne mi yapar? Düşünür...   Onu hayata tutturan tek uçurum düşünmektir. Öyle bir uçurum düşün ki; tam zemine ulaştım derken, başa geri döndüğün, artık düşmeyeceğim derken; kendini eşiğinde bulduğun bir uçurum. Peki aşık ne düşünür?  Şahsa değil, ruha aşık olduğunu düşünür; gözlere değil, onun dokunduğu kağıda aşık olduğunu düşünür; sıcak tenini değil, saçlarına esen rüzgarı düşünür.İşte ben bu yüzden aşka inanmam. Çünkü bu çağın aşkı tek kelime üzerine kurulu; ' FÂNİ'...

ARSIZLIK

 'İhtiyaç' çok anlamlı bir kelime değil mi? Onu anlamlı kılan asıl mevzu hissedildiği şey. Yani neye ihtiyaç duyduğun... Nefes almaya, yemeye, içmeye, gülmeye, konuşmaya ve daha bir çok şeye duyuyorsun o hissi ama, bunlar seni tatmin etmiyor... İnsan olduğunun kanıtı olan arsızlığı yapıp, bir insana ve onun sana yaşatacağı duygulara da ihtiyaç duyuyorsun; sevgi, şefkat, saygı, şehvet ve bir yığın nedensiz duygu. Bunu neden yapıyorsun kendine? Neden sebepsizce cezalandırıyorsun hislerini ? Kendinden başka hiçbir insana ihtiyacın yok! çünkü o duyguları sen yaşıyorsun, ağaçlara sen dokunuyor, sessizliği sen dinliyorsun. Sen gülüyorsun, sen ağlıyorsun. Neden kendine haksızlık yapıp, bu duyguları yaşayanın 'sen' olduğunu es geçiyorsun? Evet, çok kızıyorum çünkü gerçekleri biliyorum, ihtiyaç duymanın bir adım sonrası muhtaç olmaktır. Hiç kimseye ihtiyaç duyma ki; güneşin batınca muhtaç olmayasın...

GERÇEK

 Birgün karşına 'gerçek=...' şeklinde bir yazı çıksa karşısına ne yazardın? Hayallerini mi, umutlarını mı, düşünmekten korktuğun anılarını mı? Seni üzenleri mi, seni asla üzmesin istediklerini mi? Bir yığın cümle kurup soru işareti kondura bilirim. Çünkü; gerçek, cevabı olmayan tüm soruların yanıtıdır. Ama bana göre gerçek nedir biliyor musun, bana göre gerçek her zerremdir. Zira ben yüzümdeki tebessümü hissetmem, göz pınarlarımdan düşen yaşı hissederim. Söylenen sözleri hissetmem, tenime dokunuşu hissederim. Bana göre gerçek bana ait olan herşeydir, bana göre gerçek sonucu muamma olan her hadisedir. Bana göre bir çok gerçek var, peki ya senin gerçeğin ne? Parıldayan ay mı, rüzgarla sevişen yaprak mı? Gördüklerin mi, duydukların mı? Sana tavsiyem; sadece 'gerçeğine' güven, sadece ona bağlan, doğru olsun istediğine değil; doğru bildiğine sarıl, çünkü umutların seni sensiz bırakır ama gerçeklerin asla...

GÜNEŞ

 Bazı şeyler var asla vazgeçemediğin,  ondan daha acı şeyler var vazgeçmek istemediğin. Hangi hissin içinde olmak istemezsin? Veya hangi his içinde olsun istemezsin? simsiyah boşlukta ve adım atamayacağın kadar dar bir alanda olduğunu düşün; ömrünün kalanını orada gecirmelisin; bu durumda ne yapacaksın, Umutsuzca oturup yürümeye cüret etmeyecek misin? Cevabın evet ise katetmen gereken çok yolun var. Çünkü cesaret başkalarına değil, benliğine kendini ıspatlamandır. Ve riske girmek yerine sana sunulanı tercih ettiğin için makalenin başında bahsettiğim iki duygu arasında kilitlisin. Bu yüzden güneşten mahrumsun, dogrusu cesaret edip bir adım atsan; karanlıkta olduğun için dar bir yerde gibi hissettiğini anlayacaksın. Bilmukabele, vazgeçmek istemediğin şeyleri tek seferde silip atsan, vazgeçme duygusunu yok edecek ve karanlıktan kurtulacaksın. Adım atmak için; düşüncenle yetinmeyip 'yolun devamı varmı?' sorusuna cevap aramalısın.Yani Güneşi görmek istiyorsan ayağa kalk ve yürü...

KELEBEK

 Hani gözünde yaş olan, gündüzünde sema, gecende sessizlik olan derin bir yara var ya; işte seni asla yalnız bırakmayan tek şey o yara. İnsan yalnız kalmaktan korkunca yarasını bile seviyormuş, insan hissiz kalmaktan korkunca yarasını bağrına basıyormuş meğer.  Geçen bir film izledim 'aşk kelebek gibidir; yaşamayı bilmeyene günlük, yaşayana ise ömürlüktür' diyordu. Ne kadar doğru bir sözmüşte, benliğimin tam ortasına kazınmış. Mesele sadece aşk değil, çünkü ben aşka inanmam, mesele herşey, mesele herkes, mesele benim ta kendim. İnsanın mutlu etmeye çalışacağı kişi bilhassa kendi olmalı, zira kişi kendine değer vermezse; ne yaşadığı şehir, ne de sürdüğü ömür onu adam yerine koymaz. Yazacağım şey çok ama ne benim yazmaya takatim var, nede birilerinin okumaya hevesi. Arkamı yaslayacağım dağ, altında uzanacağım ağaç bile yokken, kimin ömründen, kimin hayatından bahsediyorum ben. Diyeceğim o ki umutlu bir kelebek ol ve değiştirmen gereken şeyler varsa kendinden başla, bilakis kendi...

ALTIN

Şöyle düşünelim; Rabbimiz bizi amaçlar uğruna yarattı, herkes imandan sonra gelen amacını kendi belirledi. Kiminin amacı rızkı iken; kiminin amacı hep daha fazlasını istemek oldu. Peki senin amacın ne? Kulaktan dolma fikirlerle sonuç bulmaya yeltenmen mi,veya çabalayıp çalıştıktan sonra elinin boş kalması mı? Herakleitos 'un da dediği gibi; 'altın arayan çok kazar, az bulur.' Peki neden çok çok daha iyisini bulmak için gereğinden fazla yorulup, eline bir daha kürek almamaya yemin edesin? Neden eline geçen diğer amaçları değerlendirmek yerine; sonu görülmeyen bir yola sürüklenesin? Bu soruların cevabını veremiyorsun biliyorum.  Şimdi hiç cevap vermeni gerektirmeyen cümleler kuracağım; hala konuşa biliyorken, yürüye biliyorken ve en önemlisi nefes alabiliyorken durma! Dilediğin yere koş, dilediğin dili konuş, dilediğin yerde nefes al ve amacını bul... 'yaşamak, amacını ortaya koyduğun zaman güzeldir.'(Jack London)